İTİRAZIN KESİN KALDIRILMASI DAVALARI VE İCRA İNKÂR TAZMİNATI

İTİRAZIN KESİN KALDIRILMASI DAVALARI

VE

 İCRA İNKÂR TAZMİNATI 



HAZIRLAYAN : Av. M. Yasir ŞAHİN


1. GİRİŞ


Alacaklının başlatmış olduğu icra takibine borçlunun itiraz etmesi halinde icra takibi durur. Borçlunun icra takibine yapacağı itiraz iki şekilde gerçekleşir; imzaya itiraz ve borca itiraz. Borçlunun imzaya itiraz etmesi halinde itirazın geçici kaldırılması davası açılacağı gibi; borçlunun borca itiraz etmesi durumunda alacaklının elinde İİK’nın 68. maddesinde sayılan belgelerden birinin bulunması halinde, yetkili icra mahkemesinden itirazın kesin kaldırılması talep edilir.

 İcra inkâr tazminatı ise 2004 sayılı İİK’nın 67. Maddesinde düzenlenmiştir. Madde metine göre, takip talebine haksız itiraz eden borçlunun, miktarı %20’den az almayan icra inkâr tazminatına mahkûm edilebilmesi mümkündür. 

İtirazın kesin olarak kaldırılmasını incelemeden önce genel olarak itirazın kaldırılması kurumuna kısaca göz atalım.

2. İTİRAZIN KALDIRILMASI

Genel haciz yoluyla ilamsız takipte alacaklı, itirazın kendisine tebliğinden itibaren 6 ay içinde, icra takibinin yapıldığı icra dairesinin bağlı olduğu icra mahkemesine yazılı veya sözlü olarak başvurup itirazın kaldırılmasına karar verilmesini talep eder. Burada alacaklı, isterse sulh hukuk mahkemesinde itirazın iptali davası da açabilir. Ancak itirazın iptali davası açtığı takdirde dava, alacaklının aleyhine sonuçlanması durumunda kesin hüküm arz eder; itirazın kaldırılması davası açması durumunda ise aleyhine sonuçlansa dahi kesin hüküm teşkil etmez ve senet için ayrıca alacak davası açabilir. Aynı zamanda, itirazın kaldırılması daha basit ve külfetsizdir.

KURU, itirazın kaldırılması talebi, merci tarafından reddedilen alacaklı yasal süresi içinde itirazın iptali davası açabilir demektedir.  Ancak Yargıtay kararlarında itirazın kaldırılması davası reddedilen alacaklının itirazın iptali davası açamayacağına ilişkin birçok kararı bulunmaktadır. Burada, alacaklının itirazın kaldırılması talebinin reddinden sonra itirazın iptali istemiyle dava açma hakkı bulunmamaktadır. Sadece genel mahkemelerde alacak davası açması mümkündür. Tetkik merciinde itirazın kaldırılması yolunu seçerek kullanan ve talebi reddedilen alacaklı, artık 2004 sayılı İİK m. 67 uyarınca mahkemeden itirazın iptalini ve inkar tazminatına hükmedilmesini isteyemez. Ancak genel hükümlere göre alçak davası açabilir.  

İtirazın kaldırılması talebi bir süreye tabidir ve bu süre hak düşürücüdür. Alacaklı itirazın kendisine tebliğinden  itibaren 6 ay içerisinde icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasını isteyebilir, istemezse bir daha ilamsız takip talebinde bulunamaz. İlamsız takip yolunda borçlunun ödeme emrine karşı vaki itirazının kaldırılması talebiyle alacaklının başvurması üzerine icra mahkemesi, icra ve iflas kanununa göre ancak şu üç karardan birini verebilir :

o Borca itiraz durumunda itirazın kesin kaldırılması kararı,

o İmzaya itiraz durumunda itirazın geçici kaldırılması kararı,

o Borca ve imzaya itiraz halinde itirazın kaldırılması talebinin reddi kararı.

İtirazın geçici olarak kaldırılmasına kısaca değinecek olursak, alacaklı adi senede dayanarak ilamsız takip yapar ve borçlu itirazında adi senet altındaki imzayı inkar ederse, artık itirazın kesin kaldırılmasını isteyemez, geçici kaldırılmasını isteyebilir. İcra mahkemesi, imzanın borçluya ait olduğu kanısına varırsa, borçlunun itirazının geçici kaldırılmasına karar verilebilir. Alacaklı, bu geçici kaldırma kararına dayanarak, itirazla durmuş olan icra takibine devam edilmesini isteyemez. İcra takibi, yedi günlük borçtan kurulma davası süresi içinde ve bu süre içinde borçtan kurtulma davası açmışsa, dava sonuçlanıncaya kadar durmaya devam eder. Alacaklı, itirazın geçici kaldırılmasına dayanarak sadece geçici haciz isteyebilir, kesin haciz isteyemez.

Alacaklının dayandığı adî senet, kayıtsız şartsız bir para borcu ikrarını içeriyorsa ve borçlu, ödeme emrine itiraz ederken yalnız imza inkârında bulunmuş, başkaca itiraz sebebi bildirmemişse, alacaklının itirazın geçici kaldırılması talebi üzerine icra mahkemesi, hemen imza incelemesine başlar. İmza incelemesi, âdi senetteki inkâr edilen imza ile borçluya ait bulunduğu muhakkak olan başka bir imzanın karşılaştırılması suretiyle yapılır; bu karşılaştırma sonucunda, inkâr edilen imzanın borçluya ait olup olmadığına karar verilir. 

Alacaklı itirazın kendisine tebliğini takiben, itirazın kaldırılmasını talep etmeden önce icra müdürlüğünden derhal ilgili kurumlardan borçlunun örnek imzalarının istenmesini talep edebilir. 

Alacaklı, itirazın kendisine tebliğinden itibaren altı ay içinde itirazın geçici olarak kaldırılmasını isteyebilir.

Yargılama usulü olarak ise, İcra Mahkemesi, itirazın geçici kaldırılması talebini basit yargılama usulüne göre inceler. Burada dikkat edilmesi gereken husus, borçlunun icra mahkemesindeki duruşmada bizzat hazır bulunmaya mecbur olduğudur. Borçlu duruşmada hazır bulunmazsa, icra mahkemesi başkaca bir inceleme yapmaksızın, yalnız bu nedenle itirazın geçici kaldırılmasına karar verebilir. İcra mahkemesi, ilk önce iki taraftan izahat alır. Bundan sonra, alacaklının dayandığı adi senedin kayıtsız şartsız bir para borcu ikrarını içerip içermediğini inceler; içermiyorsa, imza incelemesi yapmadan itirazın geçici kaldırılması talebinin reddine karar verir. 


3. İTİRAZIN KESİN KALDIRILMASI 

Alacaklının, genel haciz yolu ile ilamsız takibe gönderttiği ödeme emrine borçlunun borca itiraz ederek takibi durdurması üzerine, elinde İİK m.68’de öngörülen belgelerden birisi bulunan alacaklı, borca itirazın kendisine tebliğinden itibaren 6 ay içinde icra mahkemesine başvurarak itirazın kesin olarak kaldırılmasını isteyebilir. İtirazın tebliğinden itibaren 6 aylık süre içinde kaldırılması icra mahkemesinden istenmediği takdirde, aynı alacak için yeniden ilamsız takibe girişilemez .

Alacaklının yapmış olduğu genel haciz yolu ile ilamsız takibe itiraz ederek, takibi durdurmuş olan borçlunun itirazının kesin olarak kaldırılmasını icra mahkemesinden isteyebilmesi için;

a) Alacaklı tarafından yapılmış geçerli bir ilamsız icra takibi bulunmalıdır. 

Ortada geçersiz, borçlu tarafından her zaman şikayet yoluyla iptal ettirilebilecek bir ilamsız takip varsa, bu takipte istenen borca borçlu tarafından itiraz edilmişse, alacaklı bu itirazın kaldırılması için icra mahkemesine başvuramaz.

b) Borçlu 7 günlük yasal süre içinde ödeme emrine itiraz etmiş olmalıdır.

Borçlu 7 günlük itiraz süresi içinde  ödeme emrine itiraz etmemiş ya da süresinden sonra itiraz etmişse, ilamsız takip kesinleşmiş olacağından alacaklının itirazın kesin olarak kaldırılmasını istemekte hukuki yararı olmayacaktır.

c) Alacaklı, itirazın iptali için genel yetkili mahkemede dava açmamış olmalıdır.

Borçlunun itirazı ile hakkında yapılan genel haciz yolu ile ilamsız takip durduktan sonra, alacaklı, mahkemeye başvurarak itirazın iptali davası açmışsa, daha sonra bundan vazgeçerek icra mahkemesinden itirazın kesin olarak kaldırılmasını isteyemez.

d) Alacaklı, borçlunun itirazının kendisine tebliğinden itibaren altı ay içinde icra mahkemesine başvurmuş olmalıdır. 

Yasada öngörülen bu süre hak düşürücü süre olduğundan, başvurunun bu süre içinde yapılmış olup olmadığı, icra mahkemesi kendiliğinden araştırır.

e) Alacaklının elinde, İİK m.68/1’de tahdidi olarak sayılan, alacaklıya itirazın kesin olarak kaldırılması yetkisini veren belgeler bulunmalıdır. Bu belgeler;

İmzası ikrar edilen senet,

Noterlikçe tasdik edilen borç ikrarını içeren senet,

Resmî dairelerin veya yetkili makamların yetkileri dahilinde ve usulüne göre verdikleri bir makbuz veya belge,

Kredi kurumları ile ilgili belgeler. 

Yukarıda sayılı belgelerde; alacağın kesin olduğu, belgedeki borçlunun kimliği ve alacaklının kimliği, borçlunun kayıtsız şartsız bir ara borcu ödeme taahhüdü yer almalıdır. Çalışmamızın ilerleyen bölümünde bu belgeler ile ilgili daha ayrıntılı bilgi verilecektir.

f) Alacaklının, ilamsız takip konusu yaptığı borç, maddi hukuk bakımından geçerli olmalı ve miktarı belirli olmalıdır. 

İİK. madde 68/I’de öngörülen nitelikteki bir belgeye dayanılarak icra takibinde bulunmuş olan alacaklının alacağı eğer maddi hukuk bakımından geçerli değilse, örneğin bir kumar borcu , bahis borcu , evlenme tellallığı  ya da başlık parasından dolayı takipte bulunulmuş ve borçlu bu takibe (icra dairesine) itiraz ederek, takibi durdurmuşsa, alacaklı icra mahkemesine başvurarak “itirazın kesin olarak kaldırılmasını isteyemez. Aynı şekilde, alacaklı miktarı belirli olmayan ve hâkim tarafından yargılama yapılarak miktarı belirlenebilecek veya takdir edilebilecek olan bir alacak için -örneğin; cezai şart veya teminat olarak düzenlenmiş senede dayanarak- takipte bulunmuşsa, borçlunun yapılan takibe itiraz edip takibi durdurması üzerine alacaklı icra mahkemesine başvurup “itirazın kesin olarak kaldırılmasını” isteyemez.

Alacaklı, borçlunun itirazının kendisine tebliğinden itibaren altı ay içinde, itirazın kaldırılması için icra mahkemesine başvurmazsa, yeniden ilamsız takip yapamaz.  Bu hükmünden anlaşılması gereken; alacaklı altı ay içinde icra mahkemesinden itirazın kaldırılmasını istemezse, bir daha itirazın kaldırılmasını isteyemez. Ancak altı aylık süre geçince icra takibi düşmez. Alacaklının İİK madde 67/I uyarınca itirazın tebliğinden itibaren bir yıl içinde mahkemeye başvurarak itirazın iptalini isteme hakkı da vardır. Eğer alacaklı itirazın tebliğinden itibaren altı ay içinde mahkemeden itirazın iptalini istemezse, artık bundan sonra aynı alacak için yeni bir ilamsız takip yapamaz. Yaparsa, icra memurunun takip talebini kabul edip borçluya ödeme emri göndermemesi gerekir. İcra memurunun aksine davranışı İİK madde 16/II uyarınca borçlunun süresiz şikayetine neden olur. Bu durumda alacaklının izlemesi gereken yol borçluya karşı dava açıp, alacağı ilamı icraya koymak, yani eni bir ilamlı takip yapmaktır. Buradaki altı aylık sürenin başlangıcı, borçlunun icra dairesine yaptığı itiraz tarihi olmayıp, bu itirazın alacaklıya tebliğ edildiği tarihtir.

4. İİK M. 68 NORMLARINA UYGUN BELGELER

İlamsız takip yolunda borca itirazın icra mahkemesince kesin olarak kaldırılmasına karar verilebilmesi için alacaklının elinde İİK. m. 68 normlarına uygun belge olmalıdır  demiştik.

İİK. madde 68 hükmünün öngördüğü belgeler şunlardır:

1-Alacaklının elinde kayıtsız şartsız belirli bir miktar para borcu ikrarını haiz senet olması ve ayrıca bu senet altındaki imzanın, 

a- Borçlu tarafından ikrar edilmiş veya

b- Noterlikçe tasdik edilmiş veya

c- Kanun hükmü gereği o takip bakımından borçludan sadır sayılmış  bulunması gerekir.

Bir belgenin İİK. m. 68 normlarına uygun sayılabilmesi için, borcun esasına veya imzaya ilişkin olmak üzere iki unsurunun kanunda öngörüldüğü şekilde gerçekleşmesi gerekir.

2-Takip konusu alacağın, resmi daire veya yetkili makamların yetkileri dahilinde ve usulüne uygun olarak düzenleyip verdikleri bir belgeye dayanması durumunda alacaklı bu belgeye dayanarak itirazın kesin kaldırılmasını icra mahkemesinden isteyebilir.

3-Kredi sözleşmeleri ve bunlarla ilgili süresinde itiraz edilmemiş hesap özetleri ile ihtarnameler ve krediyi kullandıran tarafında usulüne uygun düzenlenmiş diğer belge ve makbuzlar.

Borçlu cari hesap veya kısa, orta uzun vadeli şeklinde işleyen kredilerde; alacaklı, borçlu cari hesap sözleşmelerinde yazılı faiz tahakkuk dönemlerini takip eden 15 gün içerisinde bir hesap özetini borçlunun kredi sözleşmesinde belirttiği adresine noter vasıtasıyla göndermek zorundadır. 

Kredi sözleşmeleri ve bunlarla ilgili süresinde itiraz edilmemiş hesap özetleri ile ihtarnameler ve krediyi kullandıran tarafından usulüne uygun düzenlenmiş diğer belge ve makbuzlar, m68/I’de belirtilen belgelerden sayılırlar. Ancak Yargıtay’ın vermiş olduğu bazı kararlarda fatura borç ikrarını gösteren mükerrer belge niteliğinde görülmemiştir. 

Belirtilen şartları sağlayan belgeler ile alacağın var olduğu iddia edildiği takdirde borçlunun haklı itirazlarını sunması gerekmektedir. Eğer borçlu, itirazının haklı olduğunu gösterecek belge ibraz edemezse, davacının talebi kabul edilir. Talebin kabul edilmesi halinde, ayrıca alacaklı talep etmiş ise alacağın %20’sinden az olmamak üzere icra inkar tazminatına da hükmedilir. 

Alacaklının, itirazın kaldırılması talebinde İİK m. 68/I’deki belgelerden birine dayanmadığını tespit eden icra mahkemesinin itirazın kaldırılması talebinin reddine karar vermesi gerekir. 

Fakat uygulamada bazı icra mahkemeleri, alacaklının dayandığı belgenin İİK m.68/I’deki belgelerden olmadığını tespit edince, uyuşmazlığın ancak genel yetkili mahkemelerce çözümlenebileceği gerekçesiyle, görevsizlik kararı vermekteydi. Oysa bu durumda icra mahkemelerince verilecek karar, görevsizlik kararı değil, itirazın kaldırılması talebinin reddi kararıdır.  

5. BORÇLUNUN İTİRAZIN KALDIRILMASI TALEBİNE KARŞI KOYMASI

Alacaklı nasıl alacağını İcra ve İflas Kanunun 68. maddesinde gösterilen evsafi haiz belgeler ile ispat yükümü altında ise, borçlu da itiraz sebeplerini ancak 68. Maddenin birinci fıkrasında öngörülen senet veya makbuz veya belge ile ispatlarsa, alacaklının itirazın kaldırılması talebi reddolunur.  

Kanunun gösterdiği vasıfları muhtevi belgelere sahip olan alacaklı icra hakkının varlığını, artık büyük bir ihtimal dahilinde ispat etmiştir. Ancak borçlunun, alacaklının istinat ettiği belgeye dayanan müdafaa sebeplerinde ayrıca bir belge itirazına ihtiyaç kalmaz.

Alacaklının ibraz ettiği senetten anlaşılmayan itiraz sebeplerini borçlu hem İİK. m.62 ve m.63 uyarınca itiraz süresi içinde beyan edecek ve hem de bunları sonradan, bilhassa itirazın kaldırılması duruşmasında değiştiremeyecek ve genişletemeyecektir. Şunu da belirtmek gerekir ki, borçlunun dayanamadığı bir müdafaa sebebini merci, re’sen tetkik edebilmek yetkisine sahip değildir. 

Bu itiraz sebeplerinin ispatına gelince; borçlunun itiraz sebebini ispat için belge göstermesi gerekir. Eğer borçlunun belgesinin altındaki imza, bizzat alacalı tarafından inkar edilirse 68-a maddesindeki esasa göre imza incelemesi yapılır ve neticede merci tarafından imzanın alacaklıya ait olduğuna kanaat getirdiği taktirde alacaklının itirazın kaldırılması talebini reddeder ve alacaklıyı sözü edilen belgenin taalluk ettiği miktarın yüzde onu oranında para cezasına mahkum eder. Alacaklı genel mahkemede dava açarsa bu para cezasının infazı dava sonuna kadar tehir olunur ve alacaklı bu davada alacağını ve imzanın kendisine ait olmadığını ispat ederse bu ceza kalkar.

Borçlunun itiraz sebepleri bir belgeye dayanmıyorsa (mesela, satış parası icra yolu ile takip edildiğinde, borçlu tarafından malın ayıplı olduğu müdafaası yapılırsa, senedin ehliyetsiz bulunduğu bir zamanda tanzim edildiği, akdin irade fesadı sebeplerinden biri ile muallel olduğu ileriye sürülürse veya senedin mirasçılardan mal kaçırmak amacı ile muvazaalı olarak düzenlediği beyan edilirse) bu taktirde itirazın kaldırılması kararı verilmek gerekir. Yoksa muhtacı muhakeme olan bu müdafaa sebepleri hakkında bekletici mesele yoluna gidilemez. Bunun bir tek istisnası vardır. O da borçlu tarafından ileri sürülen terekenin borca batık olduğu müdafaasıdır. 

Ancak uygulamada, gerek alacaklının takip konusu alacağı veya davalının müdafaalarına karşı mukabil savunmalarını; gerekse davalının müdafaa sebeplerini İİK. m.68’deki belgelerle ispat etmesi gereği karşısında Temyiz Mahkemesi bu belgelerin gösterilmemesi halinde şöyle karar vermektedir. Uyuşmazlığın halli mahkemeye aittir. Bu hususun tespiti mahdut yetkili icra tetkik merciinin vazifesi dışındadır. İşin tetkiki mahkemeye aittir.

İtirazın kaldırılması talebinin reddi halinde, alacaklı dava yolu ile hakkını aramakta serbesttir. Tatbikatta hatta alacaklının mahkemeye müracaatta muhtar olması kaydı ile itirazın refi talebinin reddine karar verilmektedir. İtirazın kaldırılması talebinin reddi kararı, alacaklının sadece bu basit muhakeme ile gayeye ulaşabilmesini önlemiştir. Buna karşılık, itirazın kesin olarak kaldırılması kararı verilmişse, alacaklı artık haciz yolu ile takibe devam etmek imkanını kazanmış olur. Borçlu ise, takibin bundan sonraki safhalarında artık 71 ve 72. maddelerdeki imkanları haizdir. Bu sonuncu davalarda ise davalı artık, her türlü müdafaa sebebini münakaşa alanına getirebilir.

6. BORCA İTİRAZIN KALDIRILMASI TALEBİ ÜZERİNE VERİLECEK KARAR

1- Adi haciz yoluyla takipte, borçlunun –mesela, ödeme- itirazının kaldırılması talebiyle başvurduğu icra mahkemesindeki duruşmada ilk ispat külfeti üzerinde olan alacaklı, bu ispat külfetinin gereğini İİK. m.68 normlarına uygun bir belge ile yerine getirir. Aksi halde, icra mahkemesi, alacaklının itirazın kaldırılması talebinin reddine karar verir. Zira, sıkı şekil şartlarına tabi bir yargılamanın yapıldığı icra mahkemesinde, alacaklı takip konusu alacağın varlığını ve miktarını HMK’nın genel hükümlerine göre değil, ancak İİK. m.68 normlarına uygun bir belge ile ispat edebilir. 

2- Alacaklı ispat külfetini yerine getirir ise, icra mahkemesi hemen itirazın kesin kaldırılmasına karar vermeyip ispat külfeti bu defa borçluya geçer. Borçlu, ödeme emrine itiraz süresi içinde ileri sürmüş olduğu borca itiraz sebeplerini –mesela ödeme yaptığını- yine İİK.m.68 normlarına uygun belgelerden biri ile ispat eder. Borçlu, bu ispat külfetini yerine getirir ise, icra mahkemesi itirazın kaldırılması talebinin reddine karar verir. 

3- Ödeme emrine itirazın hükümden düşürülmesinde, borçlunun takip tarihi itibariyle borca itirazında haklı olup olmadığı önem arz eder. İcra mahkemesince icra inkar tazminatına hükmedilirken –alacaklının yabancı para alacağının karşılığı olan Türk parası için takibe giriştiği hallerde- yabancı para alacağının, takip tarihindeki döviz kuru üzerinden Türk lirası karşılığı dikkate alınır.

4- Borçlu, icra mahkemesinde itirazın kaldırılması duruşmasında itiraz sebebini varit gösterecek İİK.m.68 normlarına uygun belge ibraz edecektir. Ancak, borçlunun, alacaklının ibraz ettiği senet metninden anlaşılan itiraz sebeplerine dayanması halinde ayrıca m.68 normlarına uygun bir belge ibraz etmesi gerekmez. Zira böyle bir durumda, alacaklının ibraz ettiği senet metniyle itiraz sebebi sabit olur ve icra mahkemesi itirazın kaldırılması talebinin reddine karar verir.

5- Adi haciz yoluyla takipte, borçlunun borca itirazının kaldırılması talebiyle alacaklının başvurması üzerine icra mahkemesinde yapılan incelemede; itirazın kaldırılması talebinin kabulü veya reddi için ileri sürülen iddia ve savunmalar kural olarak bekletici mesele yapılamaz. İİK.m.68 normlarına uygun bir belgeye bağlanması mümkün olmayıp, yargılama yapılması gerektiği için mahkemede halli gereken nitelikteki itiraz sebeplerinin icra mahkemesinde ileri sürülmüş olması durumunda. İcra mahkemesi, o konuda mahkemeden bir karar getirmesi için borçluya süre veremez. Böyle bir durumda, icra mahkemesi itirazın kesin kaldırılmasına karar verir.

İtirazın kesin kaldırılması, duruşmalı olarak takip edilen bir dava olup basit yargılama usulü ile gerçekleşir. İnceleme yapılırken öncelikle takip hukukuna sonra da alacağın esasına ait itirazlar dikkate alınır. Basit yargılama usulüne tabi olmasından mütevellit yalnızca yazılı delillerin geçerli olduğu davada tanık ve sair delillere dayanılamaz. 

7. İCRA MAHKEMESİ KARARLARINA KARŞI GİDİLEBİLECEK KANUN YOLLARI

a) İstinaf: İİK. m.363 hükmünün yeni haliyle; itirazın kaldırılması talebinin reddine veya kabulüne ilişkin icra mahkemesi kararlarına karşı istinaf yoluna cevaz vermektedir. Ayrıca, kararın ait olduğu alacak miktarının bin lirayı geçmesi şeklinde bir miktar sınırlaması getirmekte, başvuru süresinin tefhim veya tebliğ tarihinden itibaren on gün olmakla birlikte karar aleyhine işlemleri uzatmak gibi kötü niyetle başvuru halinde, HMK. m.422’ye istinaden para cezasına hükmolunur ve istinaf yoluna başvuru satıştan başka icra işlemlerini durduramaz. 

b) Temyiz: İcra mahkemesinin takip hukukuna ilişkin kararlarının temyizi, kural olarak HMK’daki genel hükümlere tabidir. Ancak, İİK.m.363-366’da, icra mahkemesi kararlarının temyizi ile ilgili bazı özel hükümlere yer verilmiştir. Temyiz konusunda öncelikle İcra ve İflas Kanunu’nda herhangi bir hüküm yoksa, özel hükümlere ters düşmemek kaydıyla, HMK’daki temyize ilişkin genel hükümler uygulanır.

c) Karar Düzeltme: İcra mahkemesinin itirazın kesin kaldırılması talebi hakkındaki kararının, Yargıtay’ca onanması veya bozulması kararına karşı, bu kararın tebliği tarihinden itibaren on gün içinde HMK.’nun 440. maddesindeki nedenlere dayanılarak karar düzeltme yoluna gidilebilir. 

d) Yargılamanın Yenilenmesi: İcra mahkemesinin, takip hukukuna ilişkin ve kesin hüküm teşkil etmeyen kararlarına karşı, yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurulamaz. Aynı zamanda, icra mahkemesinin, takip hukukuna ilişkin ve kesin hüküm teşkil etmeyen itirazın kesin kaldırılması talebinin kabulü veya reddine ilişkin kararlarına karşı da yargılamanın yenilenmesi yoluna başvurulamaz. Zira maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmeyen bu kararların etkisi, genel (veya özel) mahkemelerde açılacak olan normal bir alacak davası veya menfi tespit yahut da istirdat davası ile kaldırılabilecek niteliktedir. 

e) Kanun Yararına Temyiz: HMK. m.427’nin VI. fıkrasında düzenlenmiş bulunan kanun yararına temyiz yoluna başvurabilme imkanının mümkün olup olmadığı konusunda, lehte ve aleyhte görüşler ileri sürülmüştür. Doktrinde, maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmeyen kararlarda yapılan yanlışların sonradan düzeltilebileceğinden bahisle, maddi anlamda kesin hüküm teşkil etmeyen icra mahkemesi kararları aleyhine, kanun yararına temyiz yoluna gidilemeyeceğini ifade etmiştir. 

8. HÜKÜMLERİN TAVZİHİ VE TASHİHİ 

a) Hükümlerin Tavzihi: HMK.’nun 455. ve 458. maddeleri arasında düzenlenmiş olan hükümlerin tavzihi; belirsiz ve açık olmayan veya çelişik fıkralar içeren bir hüküm karşısında, tarafların hükmü veren mahkemeye başvurması üzerine, mahkemenin verdiği hükme açıklık getirmek veya çelişkiyi gidermek suretiyle hükmün gerçek anlamını ortaya koyma gayesine hizmet eden bir başvuru yoludur.

b) Hükümlerin Tashihi: HMK. 459. maddesinde düzenlenmiş olan hükümlerin tashihi, tarafların isim ve soyadlarına ve talep neticelerine ilişkin maddi hatalar ile hükümdeki hesap hatalarının düzeltilmesi gayesine hizmet eden bir başvuru yoludur.

Bu davada borçlunun itirazının haksızlığına karar verilirse borçlu; takibinde haksız ve kötü niyetli görülürse alacaklı; diğer tarafın talebi üzerine iki tarafın durumuna, davanın ve hükmolunan şeyin tahammülüne göre, ret veya hükmolunan meblağın yüzde yirmisinden aşağı olmamak üzere, uygun bir tazminatla mahkum edilir  .

9. İCRA İNKAR TAZMİNATI

İcra inkar tazminatı, 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu’nun 67. maddesinde düzenlenmiştir. Maddeye göre, takip talebine haksız itiraz eden borçlunun, miktarı yüzde yirmisinden az olmayan icra inkar tazminatına mahkum edilebilmesi mümkündür. İcra inkar tazminatının şartları aşağıda sayıldığı gibidir;

Alacaklı tarafından ilamsız icra takibi başlatılmış olmalıdır. İcra inkar tazminatı, ancak ilamsız icra takibi mevcutsa gündeme gelebilir.


Başlatılan ilamsız icra takibinin geçerli bir takip olması gerekir. İcra inkar tazminatına, ancak para alacaklarında dolayı ilamsız icra –yani; genel haciz, temerrüt nedeniyle kira alacağına dayalı tahliye, rehnin paraya çevrilmesi- takiplerinde hükmedilir. 

Bu nedenle, “ayın istemlerinde” inkar tazminatına hükmedilmez. Ortada geçerli bir icra takibinin bulunmadığı, ödeme emrinin  ya da icra takibinin icra mahkemesi tarafından iptal edilmiş olduğu, dava konusu icra takibinin davalı hakkında verilmiş olan iflas kararının kesinleşmesi nedeniyle düşmüş olduğu  durumlarda, itirazın iptali davası sonucunda inkar tazminatına hükmedilmez.

İlamsız icra takibine borçlu tarafından itiraz edilmiş ve takibin durmuş olması gerekmektedir.

Borçlu, süresi içinde icra takibine itiraz etmemiş veya süresinden sonra itiraz ettiği için (ilamsız) icra takibi kesinleşmişse alacaklı takibin devamını isteyebileceğinden, bu yolu izlemeyerek hukuki yararı bulunmadığı halde “itirazın iptali” davası açan alacaklının bu davasının reddi gerekir. Alacaklının, böyle bir davada ayrıca icra inkar tazminatı da istemesi (ve alacaklı lehine inkar tazminatına hükmedilmesi) mümkün değildir. Keza, takip borçlunun itirazı nedeniyle değil de, icra mahkemesinin kararıyla durdurulmuşsa, itirazın iptali davası açmakta hukuki bir yarar ulunmadığından, mahkemece icra inkar tazminatına da hükmedilmez. 

Alacaklı yararına icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için, borçlunun kötü niyetli olması şart değildir.  Borçlunun itirazının haksız sayılabilmesi için, onun kötü niyetle ödeme emrine itiraz etmiş olup olmamasının önemi yoktur. Borçlunun kötü niyeti ancak, tazminat miktarının belirlenmesinde rol oynayabilir. 


Alacaklı itiraz üzerine, süresi içinde itirazın iptali davası açmış olmalıdır. İtirazın iptali davasını açmak için hak düşürücü süre itirazın alacaklıya tebliğinden itibaren bir yıldır. Bir yıllık süre geçtikten sonra açılan itirazın iptali davasında bu tazminata hükmedilmez.

Mahkemenin bu tazminata hükmedebilmesi için; alacaklının -önce icra mahkemesine başvurmadan- doğrudan doğruya mahkemeye başvurmuş olması gerekir mi? 4949 sayılı Kanun ile 30.7.2002 tarihinde İİK'nın 67. maddesinin birinci fıkrasının birinci cümlesinde yer alan "itirazın kaldırılması için icra mahkemesine gitmek istemeyen" ibaresi madde metninden çıkarılarak, "itirazın kaldırılması" talebi reddedilen alacaklıya, "itirazın iptali davası " açama hakkı tanınmıştır. 


Borçlu açısından icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için, itirazın iptali davasında borçlu takibe itirazında haksız olmalıdır. 

Alacaklının davasını kazanması, mutlaka “borçlunun itirazının haksızlığını” ortaya koymaz. Bu nedenle, itirazın ne zaman haklı ne zaman haksız sayılması gerektiğinin belirlenmesi, bunun ölçülerinin belirlenmesi gerekir. 

Alacaklı yararına inkar tazminatına hükmedilebilmesi için, borçlunun kötü niyetli olması şart değildir.  Borçlunun itirazının haksız sayılabilmesi için, onun kötü niyetle ödeme emrine itiraz etmiş olup olmamasının önemi yoktur. Borçlunun kötü niyeti ancak tazminat miktarının belirlenmesinde rol oynayabilir. 


İcra inkar tazminatına hükmedebilmek için, alacaklının dava dilekçesinde borçlunun ise cevap dilekçesine bu konuda istekte bulunmuş olması gerekir. Yani mahkeme, istem olmadan kendiliğinden inkar tazminatına hükmedemez. Ancak, taraflarca dava dilekçesi ya da cevap dilekçesinden sonra bu isteğin ileri sürülmesi halinde, bu istek iddia ve savunmanın genişletilmesi yasağı ile karşılaşmadığı sürece mahkeme, icra inkar tazminatına hükmedebilir.


İnkar tazminatına ancak itirazın iptali davası içinde hükmedilir. Bu nedenle, inkar tazminatı yalnız başına dava konusu edilemez. 


Alacaklının yararına icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için, borçlunun itirazının haksızlığına karar verilmiş olması gerekir. Alacaklının davasını kazanması, mutlaka borçlunun itirazının haksızlığını ortaya koymaz. Bu nedenle, itirazın ne zaman haklı ve ne zaman haksız sayılması gerektiğinin belirlenmesi, bunun ölçülerinin belirtilmesi gerekir.

Borçlu, alacağın tümüne itiraz etmiş olsa dahi, icra inkar tazminatı ancak itirazın iptali davası sonucu tespit edilen borç miktarı üzerinden hesaplanmalıdır. İcra inkar tazminatı, borçlunun gerçekten borçlu olduğu bir alacak için takibin bir an önce sonuçlanmasına engel olunmasının, icra daireleri ve mahkemeler üzerinde gereksiz meşguliyet yaratılmasının bir yaptırımıdır.

Alacaklı lehine icra inkar tazminatına hükmedilmesinin kabulünde kanun koyucun güttüğü amaç, borçlunun borçlu olduğunu ve miktarı bildiği halde, borcunu inkar ederek takibi uzatmasını önlemektir.  Bu tazminatın borçlu lehine hükmedilmesini sağlamaktaki maksat ise haksız ve kötü niyetle yapılacak icra takiplerinin önüne geçmektir.

Yargıtay içtihatlarına göre icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için takibe konu alacak likit bir alacak olmalıdır. Likit alacak, miktarı belirli veya belirlenebilir olan, tespiti için mahkeme kararına ihtiyaç olmayan alacak olarak tanımlanabilir. Dolayısıyla icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için takip konusu alacak belirli, sabit, borçlu tarafından bilinen veya bilinmesi mümkün olan bir alacak olmalıdır. Örneğin faturadan, sebepsiz zenginleşmeden veya haksız fiilden kaynaklanan alacaklar, sözleşmede kararlaştırılmamış faiz alacakları, munzam zarar alacakları, tespiti için bilirkişi marifetine ihtiyaç duyulan alacaklar likit alacaklar değildir ve bu alacaklar için icra inkar tazminatı söz konusu olmayacaktır.

10. LİKİT ALACAK KAVRAMI

Genel bir kavram olarak “likit alacak”, tutarı belli(muayyen), bilinebilir, hesaplanabilir alacak anlamındadır. Basitçe bu şekilde tanımlanan likit alacak kavramı, uygulamada farklı farklı değerlendirilebilmekte ve buna bağlı olarak büyük tartışmalara yol açabilmektedir. Bunun nedeni, her somut olayın özelliğine göre değişebilen durum ve şartlar karşısında ortaya çıkan farklı yorumlardır.

Öğretide genel olarak kabul edildiği üzere, borçlu, alacaklının icra takibinde talep ettiği alacağı veya alacağın bütün unsurlarını bilmekte veya bilmek durumunda ise ve alacağın miktarının belirlenmesi için tarafların ayrıca mutabakata varmasına veya mahkemenin tayin edeceği bilirkişi eliyle bir değerlendirme yapılmasına ihtiyaç yoksa, alacak likittir .

Yargıtay’ın çeşitli kararlar vesilesiyle genel olarak yaptığı tanım da buna paraleldir.  Örneğin, Hukuk Genel Kurulu’nun bir kararında belirttiği ve diğer bazı kararlarda da benimsendiği üzere , alacağın gerçek miktarı belli ve sabit ya da borçlusu tarafından belirlenebilmesi için bütün unsurların bilinmekte veya bilinmesi gerekmekte ve böylece, borçlunun borç tutarını tahkik ve tayin etmesi mümkün ise başka bir ifadeyle, borçlu yalnız başına ne kadar borçlu olduğunu tespit edebilir durumda ise alçak likittir .

İcra inkar tazminatının hukuki niteliği konusunda doktrinde farklı görüşler ileri sürülmüştür.

Gerçekten bu tazminatın “borçlar hukuku anlamında bir tazminat”  TBK. madde 122’de düzenlenmiş olan ve “itirazın iptali davalarına özgü, borçlunun haksız itirazlarda bulunmasını, alacaklının da haksız takipte bulunmasını önleyen bir tür yaptırım”  olduğu ifade edilmiştir. Yüksek mahkeme  de içtihatlarında bu görüşe katılmıştır.

Yüksek mahkeme, aşağıda sayılan durumlarda alacağın likit olduğunu kabul ederek davacı-alacaklı yararına icra inkar tazminatına hükmedilmesi gerektiğini kabul etmiştir :

Tüketici kredi sözleşmesinden 

Mahkeme kararı ile tespit edilerek kesinleşen bakiye alacaklar 

Faturadan kaynaklanan alacaklar 

Semen (satış bedeli) alacakları 

Kredi sözleşmesinden kaynaklanan alacaklar 

Kambiyo senedinden kaynaklanan alacaklar 

Abonman (abone) sözleşmesinden kaynaklanan alacaklar 

Kira alacakları 

Sözleşmeden kaynaklanan alacaklar 

Ek bilirkişi ücreti 

İşletme projesinden kaynaklanan ortak gider (aidat ve avans) alacağı 

Mirasçılara intikal eden murisin borçları 

Ayrıca belirtmek gerekir ki; borçlunun itirazının haksızlığı, itirazın yapıldığı andaki duruma göre belirlenir. Bu nedenle, mahkemenin, itiraz tarihinde borçlunun haksız olduğu saptanması halinde, borçlu lehine sonuçlanırsa bile alacaklı lehine icra inkar tazminatına hükmetmesi gerekir. 

Uygulamadaki önemi nedeniyle ayrıca vurgulamak gerekir ki, davacı alacaklının açtığı itirazın iptali davasından feragat etmesi ya da davalı borçlunun aleyhine açılan davayı kabul etmiş olması mahkemenin icra inkar tazminatına hükmetmesini engellemez. Buna karşın, taraflar uyuşmazlığın esası hakkında sulh olmuşlar fakat sulh sözleşmesinde icra inkar tazminatından hiç söz etmemişlerse, tarafların karşılıklı olarak bu konudaki haklarından feragat etmiş olduklarını yeni bir konuda da sulh olduklarını kabul etmek gerektir.

Borçlunun yararına icra inkar tazminatına hükmedilebilmesi için –ki buna uygulamada kötü niyet tazminatı, haksız takip tazminatı da denmektedir- hükmedilebilmesi için,

o Alacaklının takibinde haksız ve kötü niyetli olması gerekir.

o Alacaklının açtığı itirazın iptali davası kısmen ya da tamamen reddedilmiş olmalıdır.

o Davalı-borçlu tarafından cevap dilekçesinde lehine kötü niyet tazminatına hükmedilmesi talep edilmiş olmalıdır.

11. İCRA İNKAR TAZMİNATI MİKTARI

Mahkemece hükmedilecek icra inkar tazminatı, %20’den aşağı olamaz.  Borçlu, alacaklının zararının %20’den daha az olduğunu kanıtlamak suretiyle bundan aşağı bir tazminata hükmedilmesini isteyemez. 

Yargıtay, dava dilekçesinde davacının %20’den daha az icra inkar tazminatı istemesi halinde, istenilenden fazlaya hükmedilemeyeceği(HMK m. 26) gerekçesiyle, istemle bağlı kalınmasını istemektedir. 

Alacaklı tarafından birden fazla borçlu hakkında takip yapılmış ve borçlular takip konusu borca itiraz etmişlerse, açılan itirazın iptali davası sonucunda davalı borçlular aleyhine ayrı ayrı icra inkar tazminatına hükmedilmez. 

İtirazın iptali davası, görev, yetki, harç ve vekalet ücreti bakımından genel hükümlere tabidir. 

Görev; 01.10.2011 tarihinde yürürlüğe girmiş olan 6100 sayılı HMK.’nın 2. maddesinde “dava konusunun değer ve miktarına bakılmaksızın mal varlığı haklarına ilişkin davalarda, şahıs varlığına ilişkin davalarda görevli mahkeme, aksine bir düzenleme bulunmadıkça asliye hukuk mahkemesidir.” denilmiş olduğundan, itirazın iptali davalarında alacak miktarına bakılmaksızın asliye hukuk mahkemelerinde bakılacaktır.

Ancak belirtmek gerekir ki; 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu’nun 44. maddesi uyarınca davacı bankanın kredi kartı hamiline karşı açtığı itirazın iptali davasına bakma görevi Asliye Ticaret Mahkemesi’ne aittir. 

Toparlamak gerekirse, itirazın iptali davası, icra mahkemelerinde değil genel mahkemelerde açılır. Alacak, ticari işe ilişkin ise dava ticaret mahkemesinde görülür. TTK madde 5 gereği Asliye Hukuk Mahkemesi ile Ticaret Mahkemesi arasındaki ilişki görev ilişkisi olduğu için mahkeme durumu re’sen gözetecektir. Takip konusu alacak İş Mahkemesi’nin görevine girmekte ise itirazın iptali davası iş mahkemesinde açılır. Takip konusu alacak Tüketici Mahkemeleri’nin görev alanına giren bir ilişkiden doğmuşsa, itirazın iptali davasına Tüketici Mahkemesi’nde bakılır.

Yetki; İcra ve İflas Kanunu’nda, itirazın iptali davası için özel bir yetki kuralı öngörülmemiştir. Özellikle icra takibini yapıldığı yer mahkemesinde itirazın iptali davası açılabileceği diğer dava çeşitlerinde de -örneğin, İİK. madde 69/II, madde 72/VIII, madde 89/III’te olduğu gibi- kanunda öngörülememiştir.  Yapılacak yeni kanun bakımından, icra takibinin yapıldığı yer mahkemesinin bu davalar bakımından da yetkili olduğunun yasada açıkça belirtilmesi yerinde olacaktır.

Harç; İtirazın iptali davaları nisbi karar ve ilam harcına bağlıdır. Ancak, alacaklıların daha önce takip talebinde bulunurken icra dairesine ödediği peşin harcın, bu davayı açarken ödeyeceği harçtan indirilmesi(mahsubu) kabul edilmiştir.  Uygulamada, alacaklı, icra dairesinden, takibe itiraz ettiğine dair aldığı ödeme emri örneğini –ki bu belgeye, “inkar belgesi” denilmektedir- dava dilekçesine eklemekte ve bu belgede icra memurunca alındığı bildirilen “peşin harç”, açtığı davada alınması gereken harçtan indirilmektedir. 

Vekalet Ücreti; itirazın iptali davalarında maktu değil nisbi avukatlık ücretine hükmedilir. 

12. SONUÇ

Görüleceği üzere itirazın kesin kaldırılması, borçlunun, alacaklının yapmış olduğu icra takibinde borca itiraz ettiği zaman gündeme gelirken itirazın geçici kaldırılması sadece imzaya itiraz durumunda meydana gelmektedir. İtirazın kesin kaldırılması için alacaklının elinde İİK. m 68 normlarına uygun belgeler gerekmektedir. 

İcra İnkar tazminatı ise borçlunun, alacaklının yapmış olduğu takibe haksız olarak yaptığı itiraz sonucu alacaklının açtığı itirazın iptali davası sonucu alacağın %20’siden aşağı olmamak üzere hükmedilen bir tazminattır. Alacaklının haksız olarak yaptığı takibe borçlunun itiraz etmesi sonucu alacaklının, takip konusu miktarın %20’sinden aşağı olmamak üzere mahkum edildiği tazminata ise icra inkar tazminatı değil kötü niyet tazminatı denmektedir.



Paylaş & Beğen

Yorumlar (0)

Yorum Yazın